23 Ekim 2016 Pazar

Greece - Yunanistan - Thassos



                                                                 PART 1


Yunanistan.. Çok seviyoruuz :) Trakyalı olarak memleketimize yakın olmasından mı, güzel resturantlarından mı havasından mı suyundan mı bilinmez bir akşam yemek yeyip döndüğümüz bile oluyor bazen :) Aldık Shengen vizemizi  ( nereden nasıl vize alınır detaylı bilgi tık tık http://www.kosmosvize.com.tr/page/84/Anasayfa.html ) Geçtiğimiz yılbaşını, yeni yılı karşılamak amacıyla düştük yollara, vardık Dedeağaç'a; yani Aleksandrapoli.. Burası sınırı geçince ilk varılan yer, aynı zamanda Yunanistan'ın Evros yani Meriç bölgesinin de merkezi.. Yeniyıl olması sebebi ile çoğu yer kapalı, ve herkes partilemeye başlamıştı :) Siesta denilen olay da çok ilginç, 13:00 - 17:00 arası bir saat denk geldiniz mi açık tek bir dükkan bile bulamıyorsunuz :) bunu göz önünde bulundurmakta büyük fayda var.. Booking'ten otel araştırmaları ve yeni yıla girecek güzel bir taverna bulmadan yollara düştüğümüz için biraz zorlanmıyor değiliz tabi.. her ikisi için de yerimizi ayırdıktan sonra keşfe çıkıyoruz; hava öyle soguk ki burnumuz donuyor, ama gelmişiz bir kere gezelim görelim de istiyoruz =))  Şehrin denize paralel bir caddesi var; Demokrasi caddesi. Bir tarafı deniz diğer tarafı sıra sıra resaturantlar cafeler.. ve bu caddede 3G çekiyor :) sanırım arada bina vs yok diye, denizden ülkemizin 3G si çekiyor :) akşamları bu yol trafiğe kapatılıyor..  Bu cadde üzerinde tren istasyonuna yakınlarda Dedeağaç Camii'si bulunuyor, Osmanlı'dan kalan tek camiymiş.. İbadete açık ve de.. Bu güzel şehrin sembölü Deniz Feneri; 1880 yapımı.. Yunanistan'ın heryerinde görebileceğiniz ve oldukça dikkatinizi çekecek olan anıtlardan da bahsetmeden olmaz. Yol kenarlarına yapılmış, içlerinde ölen kişilere ait fotoğraf, eşya, mum veya kadeh olan minyatür kiliseler, aslında şapel deniyormuş bu kiliselere.Bu küçük yapılar o bölgede kaza geçirmiş ve hayatını kaybetmiş kişilerin yakınları tarafından yaptırılıyormuş.. Özellikle virajlarda daha çok bulunuyor, sanırım bir yerde insanlara dikkatli olmalarını hatırlatması gibi bir yanlarının olduğunu da okumuştum..


 



İki bira kapıp şu kumsalda sandalyelerİmizi açıp biraz keyif yapmalıyız artık :)



Keşke haberleri olsaydı böyle güzel bir gün batımında habersiz şahane bir fotoğraflarının çekildiğinden :)

Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim; ağaçları sokakları tatlı tatlı süslemişler elbette, yenıyıl ruhu sarmıştı şehri.. 




Sokaklarda tam da filmlerde gördüğümüz gibi kocaman kocaman et parçalarıyla başlamış barbekü partileri, yükselen müzikler, alkol derken yeni yıl parti ruhu çoktan başlamıştı :) Deniz fenerinin olduğu caddenin paralel olarak bir arka caddesi de İstanbul'un Bağdat caddesi gibi.. Tüm ünlü cafeler güzel resaturantlar hep karşılıklı bu cadde üzerinde.. ve giyim dükkanları Sephora'lar coffeshoplar..  En popüler yerlerden biri Room 6, sanırım web siteleri yok fakat aktif bir facebook funpage buldum; buyrun : https://www.facebook.com/room6axd/  

Gözlemlediğim kadarıyla insanlar mutlu; yılbaşı akşam saat 00:00 olunca garsonlar gelip sarılıyor, kutluyor, kadeh tokuşturuyor dans ediyorlar :) tatlıydı.. Mezelerin deniz mahsüllerinin ağız sularını akıtacak derecede başarılı olduğunu da söylemeliyim elbette  :)

Rakı olarak, bizim damak zevkimize daha doğrusu Türk rakısına en yakın rakı Barbayanni.. 



Yılbaşı gecesini güzelce kapatıp şuan ismini malesef anımsayamadığım otelimize doğru gidip dinleniyoruz; çünkü yarın da gezilecek :) istikamet Kavala !

Erkenden düştük yollara, vardık Kavala'ya :) 
 hava şansımıza yağmurlu fakat gelmişiz bir kere şartlar ne olursa olsun gezeceğiz.. 





Sokaklar caddeler geniş ferah; insanlar saygılı sürücüler saygılı ve sakin.. 
 Kavala Dedeağaç'a göre çok daha büyüleci bir şehir.. Eski bir Osmanlı kasabası, bir dönem Osmanlı himayesinde kalmış, önceleri ufak bir balıkçı kasabasıyken daha sonra Kanuni Sultan Süleyman'ın isteği üzerine Kavala kalesi onarılmış ve su kemeri inşa etmişler şehrin içinden.. Neredeyse her yerden görülüyor, ve şehrin önemli simgelerinden biri elbette..



İlk iş Kavala kalesine gidiyoruz,  arabayla bir yere kadar gidiliyor ama daracık yollar.. Az bir yürüme mesafesi ile varıyoruz, içeri girip kaleye çıkmanın bir bedeli var, 5 euro gibi birşeydi sanırım, ödüyor ve gezmeye başlıyoruz.















Kalenin iç kısmında cephanelikler ve su depoları bulunuyor..









Bir de açık tiyatrosu bulunuyor :)



Kaleye çıkarken yolda komşu evleri dikkat çekiyor, dar ( gerçekten epey dar:p ) taşlı yollara yapılmış evler ama bir o kadar da bakımlı ve göz alıcı görünüyor..





Kavala daha gelişmiş bir şehir, burda kaldığımız otel denize nazırdı :) 

eşyaları bırakıp üstümüzü değişip tekrar çıkıyoruz, birşeyler yiyeceğiz.. otelden çıkmadan önce (çünkü wifi :)) güzel birşeyler yiyebilecegimiz yerler araştırıyoruz, her gezimizde foursquare oldukca yardımcı oluyor bize, yüksek puanlı yakın uzak her türlü detay ile karar veriyor, gidiceğimiz yere varıyoruz, genç kesimin takıldığı İstanbuldaki Asmalımescit taraflarına benzettiğim bir sokakta bulduğumuz resaturanttan memnun ayrılıyoruz.. Ailelere eşe dosta götürmelik Meşhuur Kavala kurabiyelerimizden de alıp yeniyıl için geldiğimiz 2-3 günlük Yunanistan gezimiiz sonlandırarak Türkiye sınırlarına doğru yola koyuluyoruz... 


bir sonraki Part; yazın geldiğimiz içine bir de Thassos kattığımız gezi :)


PART 2

 Merhabalar 7 ay sonrasından :)

Bu sefer yıllık izinler için Yunan yollarındayız :)  ağustos sıcağı, yaz günü bu sefer turumuz içinde Thassos adası var heyecanlıyız :) yine ilk durak tabiki Dedeağaç..

deniz kenarındaki restaurantlar bu sefer çok daha keyifli, denize nazır oturuyoruz.. biralarımızı ve kalamarımızı söyledik, keyiften dört köşeyiz. 








Buraların martıları bildiğin insancıl :) ağzının içine bakıyorlar bir parça yiyecek at diye, iyice yanına kadar gelebiliyorlar :)

Oldukça keyifli bir öğlen yemeğinden sonra devam ediyoruz yola, 1,5 - 2 saat sonra Keromoti'deyiz buradan Thassos adasına vapur kalkıyor..

Bu arada yollarda alışık olmadığımız benzin istasyonları mecvut;


Evin altına koyuvermişler öyle :) 


Keromoti'ye vardık. Limenas limanı'na geçeceğiz feribotla.45 dakika 1 saat civarı sürüyor. Feribotun kalkış saatine henüz varken oralarda bir cafede oturup birşeyler içelim yiyelim dedik..









Vee sonunda yola çıktık :)  araç 16 euro, kişi 3,5 euro fiyatı vardı buarada. 




Adanın app'i varmış, ben indirmedim fakat eminim yararlıdır :) güzel bir uygulama.


Martıları insancıl demiştim :))) elinle uzatıyorsun gelip kapıyor, hayret verici. 



Müthiş bir gün batımı bizi karşılıyor adada..



Tabiki bol bol fotoğraf çekiliip yine otel arayışına giriyoruz. Burada daha çok studio olarak geçiyor bizdeki pansiyon gibi, ama odada ufak bir mutfak bulunuyor. küçük bir ocak birkaç tabak çanak filan. Biz de merkezde bir yerlerde Natasa & Maria studios adlı pansiyonu bulduk, tatlı ötesi 2 bayanın açtığı bir yer.. arka bahçesine bayıldıkk :)









Herkesin seçimi farklı elbette ama otel seçimlerimiz lüksten uzak oluyor genelde, zaten tüm gün ayaklara kara sular ininceye kadar gezip, bir duş alıp yatmalık olarak baktığımız için sadece temiz olması yeterli oluyor :) kahvaltıyı da otelde tercih etmiyoruz ki bir yer daha görebilelim, ya da daha da zevklisi; marketten birkaç kahvaltılık alıp yolda sandwiç hazırlamak =) 


bir ekmek, biraz salam, bir adet domates ( rica ediyoruz ve dilimletiyoruz) aynı şekilde peynir, bir de meyvesularımız :) şimdi sıra bu sandwiçleri nereye karşı yiyeceğimizi bulmak :)


Kaldı ki bizim için bu hiç bir zaman çok zor olmamamıştır :) İtina ile içgüdüsel yönlendirmeler dinlenir ve kıyıda köşede bir sapakta şahane bir manzara üstelik ağaç altı, üstelik düzlük ve yine üstelik gölge! :) daha ne olsun. çıksın bagajdan sandalyeler :) 

şu yeşille danseden maviliğe karşı masum kahvaltımızı ettikten sonra yola devam, istikamet Giola :)

Dünyanın en güzel doğal sularından biri sayılıyor; kayaların oluşturduğu doğal bir havuz aslında; lagün. Ulaşım oldukça zor; araba ile bir yere kadar gidilen yolda, daha sonra uzuunca bir yürüme evresi bulunuyor.



Hem manzara için hem soluklanmak için en güzel yere restaurant yapmışlar.






Yaz dönemi olduğu için oldukça kalabalık, ve en tepeden atlanıyor :)

tabiki biz de atladık :))






Suya birkaç kez atlayıp çıktıktan sonra yan taraftaki kendinden eğimli kayalıklarda güneşlenin. hem üstünüz kurusun hem de çok keyifli.. çantaya attığımız biraları da içmenin tam vakti değil de ne :)





         Efsaneye göre havuzu Zeus yaratmış, içinde Afrodit yüzüyormuş.  :))


Burayı gördüğüm için girebildiğim için çok mutluyum. Çok keyifliydi. kesinlikle görülmesi gereken bir yer, onca zahmete yola değiyor inanın :)

Tekrar yollardayız,  ve yol üzerinde bir manastır. Michael Archangelos Manastırı. girip gezelim :) 

Üzerimizdeki kısa kollu tişörtler ve şortla girmemize izin vermiyorlar, kapıda bir tezgaha kadınlar için de erkekler için de giyilebilecek şalvarımsı bir alt ve yelek veriyorlar. onları giyip gezeceğiz. kim bilir bunları kimler giydi diye bir düşünerek (bkz: Başak Burcu :)))) ) giymek zorundayız diyerek kıyafetlerimizin üstüne geçiriyoruz. 



Uçurumun kenarına kurulmuş, enfes bir manzaraya ev sahipliği yapıyor..Thassos'un en büyük ve en ünlü kadınlar manastırıymış, ve Türkler içinde ayazma olan bu kaynağı temizlemek istemiş. O zaman mucizevi bir şekilde bu kaynak fışkırmaya başlamış, Günahkarlar ölmüş. 







Bu eşsiz manzarayı bırakarak yola devam ediyoruz, istikamet bu sefer Marble beach :) 

Methini çok duyduk, adını da aldığı mermerleri Maldivleri aratmayan denizini.. 

Belirtmek gerekir ki, buranın da yolu tehlikeli :) kumlu yıllardan aşağı doğru bayağı bir iniyoruz, öyle ki arabanın balatalarını yaktık :)) 
















                                                                     Dağ keçileriiii :)








İnanılmaz bir mermer dünyası var burda :) pürüzsüz yüzeyleri bembeyaz görünümleri.. ilk defa gördük, mermerin ham hali işlenmemiş hali nasıldır kocaman kocaman bloklar halinde :)

neyseki mavi göründüüüü !!

Niyeyse burada hep kendimizi çekmişiz de suyun turkuazlığına ya da kumsalın beyazlığına dair bir resim yok :) internetten bulmuş olduğum bir resim paylaşıyorum;



Gerçekten de böyle, su inanılmaz bir renge sahip, kum yani aslında mermer bembeyaz.. ve beach'in içi de mermer masa ve koltuklardan oluşuyor :) 

Denize girip güneşlenip güneşin denizin kumun tadını iyice çıkardığımıza göre.. Artık saatler ufaktan rakıyı gösteriyor :)


Şu kabak kızartması ve yanındaki sosu.... Nasıl tarif etsem neye benzetsem... bizdeki kızartma gibi değil, çıtır çıtır kıtır kıtır cips gibi. :) 





Karınları güzelce doyurup uyku çekip ertesi gün dönmeyi planlıyoruz, daha önce de uğradığımız Kavala'ya gideceğiz.. 



Kavalayı yine geziyoruz, bu sefer güneşli yaz günlerinde.. bir kez daha seviyorum bu şehri.. :)

Ve yavaştan Dedeağaç'a geçiyoruz. Adını sıkça duyduğumuz Ocean 6 Beach'e gideceğiz; 

Gerçekten güzel plaj, kahveleri muazzam :)  üst tarafında da taverna var bildiğim kadarıyla.. ama en çok hoşuma giden şu oldu, ben Türk plajlarında hiç rastlamadım sanırım, şezlonglarımızın ortasında bir kutu var, özel eşyaları koymak için.  pasaportlarımız, cüzdanlar, saat, fotoğraf makinası vs..  kutunun içinde görünen mavi bilekliği bileğe takıyoruz, içinde de anahtar koymalık yer var, denizde de anahtar yanında :) çok mantıklı bir iş yapmışlar, biz ki Fethiye'de beraber denize giremedik güvensizlikten.. 
Bu işi çok sevdim :)





Son denize dalmalar, son güneşin içimizi ısıtmaları ile birlikte Yunanistan gezimiz tamamlanmış oluyor..  Türkiye'ye doğru yol alıp bir sonraki ziyaret için şimdiden aklımda yerler biriktirmeye başlıyorum, en çok merak ettiğim ama araçla çok uzun olacak Selanik'e gitmek için planlar yapılsın :)))

                                                  keyifle okudunuz umuyorum :)